HAMSİ ülkemiz sularında özellikle Karadeniz'de kış aylarında gırgır adı verilen çevirme ağlarıyla avlanır. Karadeniz ve Azak Denizi'nde bol miktarda bulunur. Karadeniz hamsisi olarak sıkça bahsedilen türü Engraulis encrasicolus ponticus'tur. Karadeniz hamsisinin boyu 18-20' cm'ye kadar büyüyebilir. Engraulis encrasicolus maeticus ise Azak hamsisi olarak bilinir ve boyu 15 cm' ye kadar ulaşır.
Hamsinin Besini ve üremesi
Hamsi, plankton yiyen bir balıktır Karadeniz hamsisi cinsel olgunluğa bir yılda ulaşır. Bir yaşındaki genç balıklar ilk kez yumurtlama sezonunun sonuna doğru yumurta bırakırlar. Hamsinin ömrü 2–3 yıldır. Geçirdikleri birinci kıştan sonra olgunlaşırlar. Yumurtlama 17-18°C'deki kıyıya yakın sığ sularda 5-10 metreler arasında gerçekleşir. Genellikle (Mayıs ayında) bırakılan (erken batın) yumurtalardan çıkan larvalarda yüksek ölüm oranları görülmektedir. Bu durum larvaların dikey göç sırasında soğuk suyla karşılaşmalarından kaynaklanır. En yüksek yaşam oranıysa Haziran sonu-Temmuz başında bırakılan yumurtalarda görülüyor.
Hamsi Ailesi ve Hamsinin Avlanması
Avcılığı yapılan balık türlerinin en yaygın ve ekonomik öneme sahip takımının Ringagiller (Clupeiformes) ‘dir. Bu takım içinde en önemli aileyse kuşkusuz hamsi balıkları (Engraulidae)ailesi. Engraulidae ailesi içinde 16 cins ve 139 tür yer alır. Hamsileriçinde en çok avlanan ve özellikle son yıllarda dünya üretiminin %10'unu veren cins ise Engraulis‘tir. Yüksek av veren bu cinste yer alan hamsi türleri de şunlardan oluşuyor:
Engraulis anchoita (Arjantin hamsisi),
Engraulis australis (Avusturalya hamsisi),
Engraulis capencis (Güney Afrika hamsisi),
Engraulis encrasicolus (sularımızda da yaşayan Avrupa hamsisi),
Engraulis eurystole (Gümüş hamsi),
Engraulis japonicus (Japon hamsisi),
Engraulis mordax (Kaliforniya hamsisi),
Engraulis ringes (Peru hamsisi).
Hem hamsiler hem de bütün balıklar içerisinde avlanan miktarlar bakımından en önemli tür Engraulis ringens'tir. Bu balık Peru açıklarında avlanır. 1960'lı yıllardan sonra endüstriyel ölçeğe çıkan Peru hamsisi avı, 1970'te ulaştığı yaklaşık 13 milyon tonluk en yüksek düzeyden 1971'den sonra düşmeye başlamış ve hatta 2 milyon tonun altına inmiş bulunuyor. Hamsi türlerinin balıkçılık açısından önemli diğer iki türüyse, Japon hamsisi (Engraulis japonicus) ve Avrupa hamsisidir (Engraulis enrasicolus).
Ülkemiz denizlerinde özellikle de Karadeniz'de önemli miktarlarda avlanan Engraulis encrasicolus da dünyada en çok avlanan hamsi türlerindendir. Kuzey denizi, Kuzey Doğu Atlantik, Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz'de Azak Denizi dahil olmak üzere dağılmış durumdadır. Hamsinin Avlanması geçmişte, motorlu araçların olmadığı çağlarda hamsi ve benzeri balıklar, insan gücü ve sonraları yelkenle hareket eden deniz araçlarında bugünkülerden çok küçük ağlarla avlanılmaktaydı. Zamanla motorize olan ve bu nedenle de giderek büyüyen tekneler değişik düzeneklerin yardımıyla daha büyük çevirme ağları kullanmaya başladılar.
Prof. Dr. Ertuğ DÜZGÜNEŞ (Sürmene Deniz Bilimleri Fak.) araştırmalarıyla
Hamsinin Karadeniz Kültüründeki Yeri ve Hamsi Avcılığının Tarihsel Gelişimi
Hamsi balıkçılığının tarihi ile ilgili yazılı bilgiler ise oldukça eski olup, günümüze
gelebilen ilk yazılı belge, Babil zamanına aittir. Diğer taraftan Phaidon Kukules yazmış olduğu "Bizanslıların Yaşam ve Kültürü" adlı eserinde o dönemde Boğaziçi'nde en fazla avlanan balıkların palamut, uskumru ve hamsi olduğunu bildirmiştir. Marianna Yerosimos'un araştırmaları sonucunda Osmanlı dönemi boyunca hamsinin İstanbul'da çokça tüketildiği bilinmektedir.
Trabzon'a 1670'lı yıllarda seyahat eden Evliya Çelebi, bölge balıklarıyla ve özellikle de hamsiyle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir: "Beğenilen balıkları: Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve daha bin çeşit balıkları vardır. Amma bunların hepsinden fazla Lazların üzerine düştükleri, alışverişi hakkında kavga ettikleri hamsi balığı… Bu balık, (kış mevsiminin 50 günlük bir bölümü) çıktığı için, hamsi balığı derler. Balığın çıkışını dellâllar halka haber verirler. Dellâlların bir çeşit mürves ağacından boruları vardır. Bir kere su urunca, ‘Ahça çomakla bir mendil hamsi ver' diye ince sırmalı mendillere balığı koyup giderler. Balığın suyu akarak giderken, bazıları suyun aktığına acıyarak, ‘Bre balığın suyunu akıtıyorsun.. Suyuna bir pilavcık sallasana' diye şaka ederler. Aynı zamanda şu beyitleri de söylerler:
"Trabzondur yerümüz,
Ahça tutmaz elümüz,
Hamsi paluk olmasa,
Nice olurtu halumuz"
Evliya Çelebi, hamsinin diğer özelliklerini ise kendi bakış açışı ile şu şekilde belirtmektedir: "Bu balık bir karış, ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından, yiyene hararet vermez. Ağrı hastalığına tutulan adam yese şifa bulur. Bir evde yılan ve çıyan olduğu zaman, hamsi balığının başı tütsü edilirse kaçar"
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde balık avcılığı ekonomik olarak 2750 yıldan beri yapılmasına karşın, hamsi avcılığının ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Yöremizde ilk hamsi avcılığının, kürek ve yelkenlerle hareket eden küçük ahşap teknelerle yapıldığı bildirilmektedir. Av aracı olarak "sürgülü serpme" denilen, pamuk ipliğinden örülmüş, serpmeler kol gücüyle atılıp çekilerek kullanılmaktaydı. Avcılık, bu serpmelerin mehtapsız gecelerde, tekne kenarından denize tutulan "fanya ışığı"na yükselen hamsinin üzerine atılması şeklinde yapılmaktaydı. Kayığın kenarından atılan bir serpme içinde, duruma göre 100-200 kg kadar avlanan hamsiler, serpme kayığa yaklaştırılarak küçük kepçelerle kayığa alınmaktaydılar. Bu işlemlerin tekrarlanması ile her bir tekne, bir günlük av da 0.5-1.0 ton kadar hamsi avlayabilmektedir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra hamsi avcılığına "çevirme ağları"nın girdiği görülmektedir. Zamanla bu ağların yerini 300-400 kulaç uzunluğa, 30-40 kulaç derinliğe kadar büyütülmüş pamuk ipliğinden örülmüş ağlar almıştır. Ne var ki, tamamen pamuk ipliğinden örülmüş ve halatları yörede "oktun" adı verilen kendirden yapılmış olan bu gırgır ağlarının, çabuk çürüyüp yıpranmaması için, her gün kurutulmaları ve bu gırgır ağlarının denize atılma ve çekilme işlemlerinin tamamen insan gücü ile yapılması gerekmekteydi. Bu ağlarla yapılan avcılıkta kullanılan tekneler 3 veya 4 çifteli adı verilen, 10-15 m boyunda ağaç tekneler olup, geceleri yakamozdan, gündüzleri ise kızarıntıdan yararlanılarak balık sürüleri tespit edilerek her seferinde 4-5 ton kadar hamsi avlanması sağlanmaktaydı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında teknolojinin hızlı gelişiminden balıkçılık da etkilenmiştir. Öncelikle naylon ağların ithal edilerek hamsi gırgırlarının yapımında kullanılması ile ağların her gün kurutulması problemi ortadan kaldırılmıştır. Aynı zamanda naylon ağların taşıma güçleri yüksek olduğu için ağların yarılma ve patlama sorunu da azaltılmıştır. Öte yandan, balıkçı teknelerine motor gücü girdiği için, gerek teknelerin gerekse ağların boyu büyümüştür. Sentetik (naylon) ağ ve makine yanında dikey olarak sürüleri tespit eden ‘'Echo- Sounder'' (Balık bulucu) ithal edilmeye başlandı. Balık bulucuların ithali ile hem gece hem de gündüz rahatlıkla av yapılabilir duruma gelindi. Balık bulucuları ile av miktarı hızla yükseldi. Bu nedenle taşıyıcı teknelere ihtiyaç duyuldu. Dolayısıyla her av teknesinin arkasında 1 veya 2 taşıyıcı tekne dolaşmaya başladı. Ancak av teknesinin balık sürülerini ararken taşıyıcı teknelerin de aynı seyri yapması büyük akaryakıt yakıt masraflarına neden oluyordu. Dolayısıyla taşıyıcı teknelerin av sarıldıktan sonra av gemisinin yanına gitmesi daha uygun olacaktı. Taşıyıcı teknelerle av teknesi arasındaki haberleşmenin sağlanması, avlanan avın gideceği limanın tespit edilmesi, pazarlayıcı kişi veya kuruluşlarla av teknelerinin veya taşıyıcı teknelerin haberleşmesi, öte yandan bir av teknesinin yoğun sürüleri bulduğunda diğer av teknelerine haber vermesi sorunu ortaya çıktı. Bu sorunun çözümü "telsiz" haberleşmesinin balıkçılığa girmesi ile çözümlendi.
Günümüzde ise ağlar giderek büyüdü, teknolojinin ilerlemesiyle artık bir ağda 15-20 ton değil, 50-100 ton hamsi birden alınmaya başlandı. Avlanan balığı taşıyıcı tekneye aktarmak için "Fish pump" adı verilen hidro-mekanik balık pompası devreye girdi. Bu balık pompaları tava edilmiş hamsiyi ağ içinden su ile birlikte almakta, daha sonra su ile hamsiyi ayıracak düzene gelmekte, su bir boru ile teknenin bir kenarından dışarıya atılırken, sudan ayrılmış hamsi taşıyıcı tekneye yüklenmektedir. Aynı araç taşıyıcı teknelerle limanlara getirilmiş olan hamsiyi eğer işlenmek için fabrikalara gidecekse dökme olarak, kamyonlara, kasalanacaksa kasalara nakletmek için kullanılmaktadır. Balık pompaları hem zaman hem de işgücü tasarrufu sağlamakta, işi önemli derecede kolaylaştırmaktadır. Arzulanan elektriğin teknede elde edilmesi sonucu ambarlarda soğuk hava depoları ve derin dondurucular oluşturulma yoluna gidildi. Bu gelişmeler sonucunda; tam donanımlı hamsi gırgırları 1 Kasım - 15 Nisan arası, havalar elverdiğince denizde, bozuk havalarda av yöresine yakın limanlarda olmak üzere yaklaşık 150 gün avcılıkla uğraşmaktadır (Çelikkale vd., 1993).
|